Kayıt ol

Forum Tutku, Forum Sitesi, Forum Siteleri, Eğlence, Haber Foruma Hoş Geldiniz.

If this is your first visit, be sure to check out the FAQ by clicking the link above. You may have to register before you can post: click the register link above to proceed.

Etiketlenen Kullanıcılar

Sayfa 1 Toplam 4 Sayfadan 123 ... SonuncuSonuncu
Toplam 37 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Ozanlarımız ve Hayatları

Genel Kültür Katagorisinde ve Edebiyat Forumunda Bulunan Ozanlarımız ve Hayatları Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Âşık ŞENLİK Âşık Şenlik 1853 yılının yaz aylarında Ardahan iline bağlı Çıldır ilçesinin Suhara köyünde dünyaya geldi. Babası Molla Kadir ...

  1. #1
    RÜTBESİZ

    Üye No
    4
    Üyelik tarihi
    Temmuz.2012
    Mesajlar
    2.931
    İlişki Durumu: İlişkisi var
    Konular
    1303
    Teşekkür
    167
    129 mesaja 184 teşekkür aldı
    Blog Entries : 63
    Mentioned
    3 Post(s)
    Etiketler
    8 Konuda Etiketlendi
    Tecrübe Puanı : 69
    Array
    Durumu
    Offline


    Ozanlarımız ve Hayatları

    Âşık ŞENLİK


    Âşık Şenlik 1853 yılının yaz aylarında Ardahan iline bağlı Çıldır ilçesinin Suhara köyünde dünyaya geldi. Babası Molla Kadir ağa annesi Zeliha hanımdır. Asıl adı Hasan olup şiirlerinde Âşık Şenlik ve Sefil Şenlik mahlaslarını kullanmıştır. Kuzey Azerbaycan Borça’lı bölgesinde Şemsettin hanlığına bağlı olarak yaşayan Karapapak boyundandır. Bu bölge 1828 yılında yapılan Türkmençay anlaşmasıyla Rusya’ya bırakıldı; Karapapaklar da Çıldır ve civarına göç ettiler. Aşık Şenlik’in dedeleri de on beş aile ile birlikte gelip Çıldır’ın Karasu bölgesine yerleştiler.
    Çocukluğunda çiftçilik ve hayvancıkla uğraşan Şenlik gençliğinde de avcılığa merak sardı. Bir gün avlanmak için gittiği yerde yağmura yakalandı ve ıslanmamak için bir ot yığınına girdi. Yağmurun dinmesini beklerken de uykuya daldı. Kendisini arayan köylüler tarafından aradan iki gün geçtikten sonra bulundu. Şenlik bitkin bir haldeydi. Eve getirerek yatağa yatırdılar. Bir süre hiç kimseyle konuşmadan hasta yatan Şenlik’i köylüler ziyarete geldiler. İçlerinde köy imamı da vardı. Durumunu soran köylülere;

    Yığılın ahbaplar yâren yoldaşlar
    Bir sağalmaz derde düştüm bu gece
    Hikmet-i pir ile ab-ı zülâlden
    Kevser bulağından içtim bu gece

    Kudret mektebinde verdiler dersi Zahirde göründü arş ile kürsî Hıfzımda zapt oldu Arabî Farsî Lügat-i imranı seçtim bu gece

    diyerek rüyasında bade içtiğini Şenlik mahlasıyla birlikte âşıklık dersi aldığını Arapça ve Farsça öğrendiğini ayrıca tanrının cemâlini gördüğünü söyledi. Bundan sonrası Âşık Şenlik için yeni bir dönemdi. Söylediği şiirler dilden dile yayılıyor şöhreti günden güne artıyor halk arasında çok seviliyordu. En ünlü beylerin ağaların; kısaca bulunduğu tüm toplantıların baş konuğuydu.
    19 yaşında dönemin önde gelen âşıklarından olan Âşık Nuri'den saz dersleri aldı. Kars Ahıska Borçalı Tiflis ve Revan'ı dolaştı. Çağının ünlü ozanlarından Feryadi Mazlumi Sümmani Aşık Abbas ve İzani ile deyişmeler - atışmalar yaptı. Bu atışmaların çoğunda da doğaçlamadaki üstün yeteneğiyle rakiplerini mat etti. Kendisini en çok zorlayan ozan yakın arkadaşı Sümmani oldu.

    Şenlik’le Sümmani bir kardeş gibi yaşadılar. Söylentiye göre bir atışmalarında her ikisi de uzun süre çaba harcayıp iyice yoruldular. Ancak atışmayı kesmek istemiyorlardı. Şenlik'in annesi içeri girdi her ikisine de kardeşsiniz anlamına gelmesi için göğüslerini göstererek atışmayı bitirdi.

    Şenlik âşıklığının yanı sıra haksızın karşısında haklının yanında olan çok cesur biriydi. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının olduğu dönemde yöredeki milis kuvvetlerinin yanında yer aldı. Yazdığı kahramanlık destanlarıyla ve koçaklamalarıyla onlara moral verdi bir bakıma direnç kaynağı oldu.

    1913 yılında Revan hanlarından birinin düğünü vardı. Geleneklere göre toy babası “hikaye yarışmasıyla” seçilecekti. Hanlardan biri adına yarışmaya katılan bala Mehmet Âşık Şenlik’in “Lâtifşah” adlı hikayesini anlatarak yarışmayı kazandı. Toy babası seçimini kazanan Bala Mehmet’i bazı hanlar sıkıştırarak hikayenin ustasını Revan’a getirmesini istediler.

    Hanların baskısı üzerine Çıldır’a giden Mehmet ustası Şenlik'i alarak Revan'a götürdü. Oradaki âşıklar Şenlik'in atışmalarda sürekli yendiği bağladığı kişiler olup Aşık Şenlik'e kin besleyenlerdi. Revan'da yapılan atışmalarda da yenildiler. Zaten kinli olan bu aşıklar Şenlik'e bir tuzak kurarak yemeğine zehir kattılar.

    Hastalanan Aşık Şenlik trenle Arpaçay'a kadar geldi Dilaver köyünde iyice fenalaştı ve orada öldü. Cenazesini Akbaba'nın Hozu köyüne oradan da doğduğu köy olan Suhara’ya getirerek defnettiler. Daha sonraları köyün adı Aşık Şenlik köyü olarak değiştirildi.

    Âşık Şenlik Halk Şiirimizin temel taşlarından birisidir ve özellikle doğulu ozanları çok etkilemiştir. Şiirlerinde akla gelebilecek her türlü konuyu işlemiş Azeri lehçeyi ve Karapapak ağzını en etkili biçimde kullanmıştır.

    Eserlerinde Halk şiirimizin en sevilen hece ölçüsü olan 11 heceli koşma ve 8 heceli semaî kalıplarının en güzel örneklerini gördüğümüz Âşık Şenlik bir çok ozana da ustalık ederek yetiştirmiş değerli bir ozanımızdır.

    Mevla’yı seversen konak et beni
    Bu gece eğlenir yatar giderem.
    Gözden ırak olup gönülden cüdâ
    Derbeder olurum iter giderem.

    Çırağ yakıp yanımızda oturma
    Zahmet edip eve haber götürme
    Bir içim su bir lokma nan getirme
    Niyet edip oruç tutar giderem

    Mevla’yı seversen tan etme bize
    Hak kulun ayıbın vurmadı yüze
    Coşkun seller gibi akıp denize
    Bıldır yağan kardan beter giderem

    Çıldırlı Şenlik’im aşk hevesinde
    Üryan gönlüm gezer abdal postunda
    Kahve ocağında peyke üstünde
    Yorgansız döşeksiz yatar giderem

    .:: AGÂHİ


    Agâhi 1860 yılında Sivas’a bağlı Şarkışla ilçesinin Kılıççı köyünde doğdu. Asıl adı Veli şiirlerinde “Agâh” veya “Agâhi” mahlaslarını kullanmıştır. Bazı kaynaklarda doğum tarihi 1871 ölüm tarihi ise 1916 olarak verilmektedir. Babası köyde “Moroz Kâhya” lakabıyla anılan Hamza’dır. Ailesi aslen Malatya kökenli olup Arapkir ilçesinin Mestmur köyünden Şarkışla’ya göçerek Kılıççı köyünü yurt edinmişlerdir.

    Agâhi’nin çocukluğu köydeki diğer yaşıtları gibi hayvan otlatmakla çift-çubuk işlerine yardım etmekle geçti. Delikanlılık çağına gelince Hardal Köyü yakınlarındaki Kerem Ali Baba Tekkesi dervişlerinden asıl adı Mahmut olan Zileli Vacit’le tanıştı. Derviş Mahmut güzel bağlama çalan aşıklık geleneğini halk şiirini bilen tasavvuf konularında donanımlı bir zattı. Agâhi âşık geleneğini eski âşıkların deyişlerini ve bu kültürün inceliklerini Derviş Mahmut’tan öğrendi.

    Önceleri Derviş Mahmut’tan öğrendiği usta malı deyişleri söyleyerek deneyim kazandı. Belli bir olgunluğa eriştikten sonra kendine ait şiirler söyleyerek ozan kervanına katıldı. Şiirlerindeki güçlü anlatımla da ozanlar arsında kendine iyi bir yer edindi. İlk şiirlerinde Veli mahlasını kullandı. Daha sonra ölünceye dek kullandığı Agâhi mahlasını aldı. Ancak bu mahlası ne zaman ve kimden aldığına ilişkin kesin bir bilgi yoktur.

    Agâhi şiirlerinde en çok tasavvufla ilgili konuları dile getirmiş; bunun yanısıra taşlama aşk gurbet doğa ve insan sevgisiyle ilgili konuları da ustalıkla ve duru bir Anadolu Türkçe’siyle işlemiştir. Çevresindeki olaylara duyarsız kalmamış yaşadığı dönemle ilgili çok önemli bilgileri de şiir diliyle sonraki kuşaklara aktarmıştır. Bir süre aruz ölçüsüyle de şiirler yazan Agâhi daha sonra bundan vazgeçerek hece ölçüsüne yoğunlaşmıştır. Deyişlerinde Halk şiirimizin çok sevilen 11 ve 8’li hece ölçülerini kullanmıştır. Halk Edebiyatımızın önemli söz sanatlarından “cinas” a da şiirlerinde çokça yer vermiştir.

    Dönemin Beyrut Valisi aracılığıyla Sivas Valisi Reşit Akif Paşa tarafından bir dönem Şarkışla Tahsildarlığı görevine getirilen Agahi İstanbul’dan Rodos’a Adana’dan Halep’e dek birçok yeri dolaştı.

    1911 yılında Pınarbaşı tahsildarlığına geçti 1916 yılında bu görevden ayrılarak köyüne döndü. Sonraki beş yıl köyünde yaşadı. Yakalandığı kolera hastalığından kurtulamayarak 1921 yılında yaşamını yitirdi. Şarkışla’nın Garipler Mezarlığına defnedildi.

    Şiirlerinden Örnekler:

    - 1 -

    Seher vakti çaldım yarin kapısın
    Baktım yarin kapıları sürmeli
    Boş bulmadım otağının yapısın
    Çıkageldi bir gözleri sürmeli

    Açtırdım kapıyı girdim içeri
    Aklımı başımdan aldı o peri
    Dedim sende buldum halis gevheri
    Dedi yok yok bir mihenge sürmeli

    Dedim: Hiç yapı yok senin yapında
    Oynanılmaz urganınla ipinde
    Dedim: Dahi çok mu duram kapında
    Dedi: Yok yok seni burdan sürmeli

    Dedim ki: Ne kadar yüzümden bezdin
    Etim kebap ettin derimi yüzdün
    Âşık katletmeye silah mı dizdin
    Martini mavzeri bir de sürmeli

    Şu kevn-ü mekanı tuttu ışığın
    Nöbeti bekleyen alır keşiğin
    Beklemeli o sultanının eşiğin
    Günde yüz bin kere yüzler sürmeli

    Agâh dolu içti kanlı yaş ile
    Dost bulunmaz hayal ile düş İle
    Yetilmez menzile bu gidiş ile
    Hemen aşk atına binip sürmeli


    - 2 -

    Gam kasavet keder başa derildi
    Ancak bu yarayı yazan dağıdır
    Bu dert bize ta ezelden verildi
    Sinemdeki olan yürek dağıdır

    Gönül Tutulmazdı her tuzağ ile
    Ahir tutup bend ettiler bağ ile
    Dağ vurdular dağladılar dağ ile
    Dediler ki bizim yozun dağıdır

    Görmez misin şu Ferhat’ın işini
    Kerem sevda için çekti dişini
    Ben de dolanayım dağlar başını
    Desinler ki: Bu dağ Mecnun dağıdır

    Dertli Kerem ile Behlül-û Dânâ
    Onlar aşk elinden oldu divana
    Agâhi şûara olmuştur amma
    Saçma sapan söyler sözü dağıdır

    - 3 -

    Dost eline giden sail dur eğlen
    Muhabbetnamenin sırası geldi
    Mevlayı seversen hemen bir eğlen
    Şimdilik gönlüme burası geldi

    Gelmedi sevdiğim bilmem ne güne
    Tahammül kalmadı düne bugüne
    Hayal meyal yar gözlerim ögüne
    Sevdiğim kaşların karası geldi

    Nice yetimler var halli balınca
    Boynu eğri benzi sarı kalınca
    Çıkmaz bu dert benden ta ki ölünce
    Derler ki yürekte yarası kaldı

    Mektubum ol yare var böyle söyle
    Bunca hasiretlik kalır mı böyle
    Vacida eğlenme gel kerem eyle
    Vallahi (*)Veli’nin göresi geldi



    (*)Agahi'den önceki mahlası.

  2. #2
    RÜTBESİZ

    Üye No
    4
    Üyelik tarihi
    Temmuz.2012
    Mesajlar
    2.931
    İlişki Durumu: İlişkisi var
    Konular
    1303
    Teşekkür
    167
    129 mesaja 184 teşekkür aldı
    Blog Entries : 63
    Mentioned
    3 Post(s)
    Etiketler
    8 Konuda Etiketlendi
    Tecrübe Puanı : 69
    Array
    Durumu
    Offline


    Cevap: Ozanlarımız ve Hayatları

    Ali İZZET ÖZKAN
    1902 yılında Şarkışla'nın Emlek Bölgesi'ne bağlı Höyük Köyünde doğdu. Babası Musa Ağa anası Kamer kadındır. Baba tarafından dedesi Aşık Palabıyık Mustafa'dır. Ana tarafından ise İğdecik'li Aşık Veli ile akrabadır.

    Ali İzzet bir yaşındayken anası Kamer öldü. Musa Ağa Hatice Adlı bir kadınla evlendi. Bu kadın Ali İzzet'e öz oğlu gibi baktı ve büyüttü. Musa Ağa'nın maddi durumu o yıllara göre iyi sayılırdı. Ali İzzet 1917 yılında kendi köylerinden Hüseyin Çavuş'un kızı Gülizar ile evlendi. 1927 yılında ise ikinci evliliğini yine köylerinden Fatma adlı kızla yaptı. Bu iki evlenmeden 10 çocuk (İlk eşinden 7 ikinci eşinden 3) 40 da torunu vardır.

    Ali İzzet'in saza ve şiire ne zaman merak sardığını kendisi de bilmiyor. Soranlara "Ben kendimi bildim bileli evimizden hiç aşık eksik olmazdı. Ben de onlardan heveslenerek saz çalmaya başladım" diyor. (Gerçekten de Höyük ve çevresi Alevi ozanların en çok yetiştiği bölgedir).

    Aşık Sabri Baba ve Aşık Ali Höyük'lüdür; Ali İzzet'e sazın nasıl tutulacağını perdelerini düzenini; şiirlerin ölçülerini uyaklarını bu iki aşık öğretti.

    İkinci evliliğinden sonra Ali İzzet babasından ayrıldı babasının verdiği bir iki tarlayı ekip biçerek yaşamını 1939 yılına kadar çifçilikle uğraştı.

    1940 yılı aşık için çok önemli bir yıl oldu. O yıl Sarıkaya'lı Aşık Hüseyin ile Ankara'ya geldi Halkevi'nde konserler verdi Halk Partisi'nin ileri gelenleriyle tanıştı. O dönemin en önemli yayınlarından olan "Ülkü" dergisinde şiirleri yayımlanmaya başladı. Daha sonra Köy Enstitülerinde Aşık Veysel'le birlikte gezici saz öğretmenliği yapmaya başladı. 1944-45 yılında Hamidiye Köy Enstitüsü�nde ayda 400 lira maaşla çalıştı.

    Uzun yıllar yurdun çeşitli yerlerinde gezip dolaştı konserler verdi.

    Ali İzzet üretken bir ozandı. Yüzlerce (beşyüzden fazla) şiir yazdı ve bu şiirlerini çıkardığı kitaplarda topladı. Birçok türküsü çeşitli sanatçılar tarafından Radyo Tv. ve plaklarda okundu. "Şu Sazıma Bir Düzen Ver" "Mühür Gözlüm Seni Elden" "Kader Torbasına Elim Uzattım" ve "Yürü Bire Çiçek Dağı" vb. türküleri Halk Müziğimize repertuarımıza kazandıran Ali İzzet 1981 yılında Hak'ka yürüdü.

    Mezarı doğduğu köy olan Hüyük'tedir. Mezarını sağken kendisi yaptırmıştır.

    ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER:

    - 1 -

    MÜHÜR GÖZLÜM

    Mühür gözlüm seni elden
    Sakınırım kıskanırım.
    Uçan kuştan esen yelden
    Sakınırım kıskanırım.

    Kavumundan akrabandan
    Kardeşinden öz babandan
    Seni doğuran anandan
    Sakınırım kıskanırım.

    Beşikte yatan kuzundan
    Hem oğlundan hem kızından
    Ben seni senin gözünden
    Sakınırım kıskanırım.

    Havadaki turnalardan
    Su içtiğin kurnalardan
    Geyindiğin sırmalardan
    Sakınırım kıskanırım.

    Al'İzzeti ancalardan
    Elindeki goncalardan
    Yerdeki karıncalardan
    Sakınırım kıskanırım.

    - 2 -

    AŞKIN POLİSLERİ

    Aşkın polisleri tuttu yakamı
    Ne alır canımı ne de el çeker.
    O zalim yar benden kesti selamı
    Ne bir mektup yazar ne de tel çeker.

    Girdi dil şehrine sevda taburu
    Can yurduna hücum etti her biri
    Kader denizinde umut vapuru
    Ne batar kurtulur ne de yol çeker.

    Feleğinen geçinmiyor İzzet'i
    Çirkin huyları var kötü âdeti
    Şu bendeki derdi ahı feryadı
    Ne dağ taş götürür ne de kul çeker.

    - 3 -

    ALIŞTIM

    Sazım bana yoldaş oldu geziyor
    Şu hasta gönlüme derman yazıyor.
    Şad olduğum zaman yaram azıyor
    Mihnet bana ben mihnete alıştım.

    Cefa bize düğün bayram dem gelir
    Ya gülsem oynasam keder gam gelir
    Derdim artar günden güne zam gelir
    Dertler bana ben dertlere alıştım.

    Ceza hapishane bize yayladır
    Aşıklara zindan cennet-âlâdır
    Güzellerin aşkı başa beladır
    Hoyrat bana ben hoyrata alıştım.

    Kazaya belâya dayanır mertler
    Sabredenler buldu türlü nimetler
    Çileler azaplar acılar dertler
    Demişler ki Al'izzet'e alıştım.

  3. #3
    RÜTBESİZ

    Üye No
    4
    Üyelik tarihi
    Temmuz.2012
    Mesajlar
    2.931
    İlişki Durumu: İlişkisi var
    Konular
    1303
    Teşekkür
    167
    129 mesaja 184 teşekkür aldı
    Blog Entries : 63
    Mentioned
    3 Post(s)
    Etiketler
    8 Konuda Etiketlendi
    Tecrübe Puanı : 69
    Array
    Durumu
    Offline


    Cevap: Ozanlarımız ve Hayatları

    Ali İZZET ÖZKAN
    1902 yılında Şarkışla'nın Emlek Bölgesi'ne bağlı Höyük Köyünde doğdu. Babası Musa Ağa anası Kamer kadındır. Baba tarafından dedesi Aşık Palabıyık Mustafa'dır. Ana tarafından ise İğdecik'li Aşık Veli ile akrabadır.

    Ali İzzet bir yaşındayken anası Kamer öldü. Musa Ağa Hatice Adlı bir kadınla evlendi. Bu kadın Ali İzzet'e öz oğlu gibi baktı ve büyüttü. Musa Ağa'nın maddi durumu o yıllara göre iyi sayılırdı. Ali İzzet 1917 yılında kendi köylerinden Hüseyin Çavuş'un kızı Gülizar ile evlendi. 1927 yılında ise ikinci evliliğini yine köylerinden Fatma adlı kızla yaptı. Bu iki evlenmeden 10 çocuk (İlk eşinden 7 ikinci eşinden 3) 40 da torunu vardır.

    Ali İzzet'in saza ve şiire ne zaman merak sardığını kendisi de bilmiyor. Soranlara "Ben kendimi bildim bileli evimizden hiç aşık eksik olmazdı. Ben de onlardan heveslenerek saz çalmaya başladım" diyor. (Gerçekten de Höyük ve çevresi Alevi ozanların en çok yetiştiği bölgedir).

    Aşık Sabri Baba ve Aşık Ali Höyük'lüdür; Ali İzzet'e sazın nasıl tutulacağını perdelerini düzenini; şiirlerin ölçülerini uyaklarını bu iki aşık öğretti.

    İkinci evliliğinden sonra Ali İzzet babasından ayrıldı babasının verdiği bir iki tarlayı ekip biçerek yaşamını 1939 yılına kadar çifçilikle uğraştı.

    1940 yılı aşık için çok önemli bir yıl oldu. O yıl Sarıkaya'lı Aşık Hüseyin ile Ankara'ya geldi Halkevi'nde konserler verdi Halk Partisi'nin ileri gelenleriyle tanıştı. O dönemin en önemli yayınlarından olan "Ülkü" dergisinde şiirleri yayımlanmaya başladı. Daha sonra Köy Enstitülerinde Aşık Veysel'le birlikte gezici saz öğretmenliği yapmaya başladı. 1944-45 yılında Hamidiye Köy Enstitüsü�nde ayda 400 lira maaşla çalıştı.

    Uzun yıllar yurdun çeşitli yerlerinde gezip dolaştı konserler verdi.

    Ali İzzet üretken bir ozandı. Yüzlerce (beşyüzden fazla) şiir yazdı ve bu şiirlerini çıkardığı kitaplarda topladı. Birçok türküsü çeşitli sanatçılar tarafından Radyo Tv. ve plaklarda okundu. "Şu Sazıma Bir Düzen Ver" "Mühür Gözlüm Seni Elden" "Kader Torbasına Elim Uzattım" ve "Yürü Bire Çiçek Dağı" vb. türküleri Halk Müziğimize repertuarımıza kazandıran Ali İzzet 1981 yılında Hak'ka yürüdü.

    Mezarı doğduğu köy olan Hüyük'tedir. Mezarını sağken kendisi yaptırmıştır.

    ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER:

    - 1 -

    MÜHÜR GÖZLÜM

    Mühür gözlüm seni elden
    Sakınırım kıskanırım.
    Uçan kuştan esen yelden
    Sakınırım kıskanırım.

    Kavumundan akrabandan
    Kardeşinden öz babandan
    Seni doğuran anandan
    Sakınırım kıskanırım.

    Beşikte yatan kuzundan
    Hem oğlundan hem kızından
    Ben seni senin gözünden
    Sakınırım kıskanırım.

    Havadaki turnalardan
    Su içtiğin kurnalardan
    Geyindiğin sırmalardan
    Sakınırım kıskanırım.

    Al'İzzeti ancalardan
    Elindeki goncalardan
    Yerdeki karıncalardan
    Sakınırım kıskanırım.

    - 2 -

    AŞKIN POLİSLERİ

    Aşkın polisleri tuttu yakamı
    Ne alır canımı ne de el çeker.
    O zalim yar benden kesti selamı
    Ne bir mektup yazar ne de tel çeker.

    Girdi dil şehrine sevda taburu
    Can yurduna hücum etti her biri
    Kader denizinde umut vapuru
    Ne batar kurtulur ne de yol çeker.

    Feleğinen geçinmiyor İzzet'i
    Çirkin huyları var kötü âdeti
    Şu bendeki derdi ahı feryadı
    Ne dağ taş götürür ne de kul çeker.

    - 3 -

    ALIŞTIM

    Sazım bana yoldaş oldu geziyor
    Şu hasta gönlüme derman yazıyor.
    Şad olduğum zaman yaram azıyor
    Mihnet bana ben mihnete alıştım.

    Cefa bize düğün bayram dem gelir
    Ya gülsem oynasam keder gam gelir
    Derdim artar günden güne zam gelir
    Dertler bana ben dertlere alıştım.

    Ceza hapishane bize yayladır
    Aşıklara zindan cennet-âlâdır
    Güzellerin aşkı başa beladır
    Hoyrat bana ben hoyrata alıştım.

    Kazaya belâya dayanır mertler
    Sabredenler buldu türlü nimetler
    Çileler azaplar acılar dertler
    Demişler ki Al'izzet'e alıştım.

  4. #4
    RÜTBESİZ

    Üye No
    4
    Üyelik tarihi
    Temmuz.2012
    Mesajlar
    2.931
    İlişki Durumu: İlişkisi var
    Konular
    1303
    Teşekkür
    167
    129 mesaja 184 teşekkür aldı
    Blog Entries : 63
    Mentioned
    3 Post(s)
    Etiketler
    8 Konuda Etiketlendi
    Tecrübe Puanı : 69
    Array
    Durumu
    Offline


    Cevap: Ozanlarımız ve Hayatları

    Ali KIZILTUĞ


    Ali KIZILTUĞ

    1944 Yılında Sivas'ın Divriği ilçesine bağlı Mursal köyünde dünyaya geldi. 1958 yılında bağlama çalmaya başladı. Bağlamaya ilişkin temel bilgileri köyünde bulunan Abbas Usta'dan aldı. İlk yıllarda başka usta malı deyişleri ve yöresel türküleri söyleyen Kızıltuğ 1969' dan sonra yalnız kendi eserlerini seslendirdi.

    1969 yılında doldurduğu ilk plak olan "Asri Gurbet Harap Etmiş Köyümü" o yılın en çok satılan 45' lik plaklarından biri oldu. Ali Kızıltuğ'un tüm yurtta tanınmasını ve sevilmesini sağladı. O yıldan bugüne kadar 103 (45'lik) plak ve 87 kaset çıkardı. Halk müziğimize yüzlerce eser kazandıran Kızıltuğ'un 550 türküsü (deyişi) de başka sanatçılar tarafından seslendirildi.

    Ali Kızıltuğ Eserlerini hazırlarken genellikle önce şiir olarak yazıp sonra onları bestelemektedir. Ancak doğaçlama da söyleme yeteneği vardır örneğin 1971 yılında İstanbul Tepebaşı Gazinosu'nda yapılan ve çok önemli ozanların katıldığı bir yarışmanın atışma dalında birinci seçilmistir.

    Şiirlerini çok yalın anlaşılır ve temiz bir Anadolu Türkçe'siyle yazan Ali Kızıltuğ'un "Baykuşlara Kalan Köy" ve "Sorma Efendim" adında iki kitabı yayımlanmıştır. Diğer eserlerini de kitap halinde yayınlamayı düşünen Kızıltuğ uzun kol (sap) bağlama çalmakta ve bağlamasını Sivas'ın geleneksel aşık düzeni olan hüseyni (bağlama) düzenine akort etmektedir.

    Dört çocuk babası olan Ali Kızıltuğ memuriyetten emeklidir ve halen Ankara'da oturmaktadır.


    GELELE

    Asri gurbet harap etmiş köyümü
    Bülbül gitmiş baykuş konmuş gelele
    Ben ağayım ben paşayım diyenler
    Kapıları kitlemişler gelele

    Bir ev burda bir ev karşıda kalmış
    Hele sorun bizim komşular n�olmuş
    Kırk senelik ağaç kurumuş kalmış
    Bizim ele benzemiy gız gelele

    Saz elimde şu elleri gezerdim
    Dertli idim bazı destan yazardım
    Sen Ali'ysen niye saçın ağarttın
    Kızıltuğ'a benzemiyor gelele

  5. #5
    RÜTBESİZ

    Üye No
    4
    Üyelik tarihi
    Temmuz.2012
    Mesajlar
    2.931
    İlişki Durumu: İlişkisi var
    Konular
    1303
    Teşekkür
    167
    129 mesaja 184 teşekkür aldı
    Blog Entries : 63
    Mentioned
    3 Post(s)
    Etiketler
    8 Konuda Etiketlendi
    Tecrübe Puanı : 69
    Array
    Durumu
    Offline


    Cevap: Ozanlarımız ve Hayatları

    Ali KIZILTUĞ


    Ali KIZILTUĞ

    1944 Yılında Sivas'ın Divriği ilçesine bağlı Mursal köyünde dünyaya geldi. 1958 yılında bağlama çalmaya başladı. Bağlamaya ilişkin temel bilgileri köyünde bulunan Abbas Usta'dan aldı. İlk yıllarda başka usta malı deyişleri ve yöresel türküleri söyleyen Kızıltuğ 1969' dan sonra yalnız kendi eserlerini seslendirdi.

    1969 yılında doldurduğu ilk plak olan "Asri Gurbet Harap Etmiş Köyümü" o yılın en çok satılan 45' lik plaklarından biri oldu. Ali Kızıltuğ'un tüm yurtta tanınmasını ve sevilmesini sağladı. O yıldan bugüne kadar 103 (45'lik) plak ve 87 kaset çıkardı. Halk müziğimize yüzlerce eser kazandıran Kızıltuğ'un 550 türküsü (deyişi) de başka sanatçılar tarafından seslendirildi.

    Ali Kızıltuğ Eserlerini hazırlarken genellikle önce şiir olarak yazıp sonra onları bestelemektedir. Ancak doğaçlama da söyleme yeteneği vardır örneğin 1971 yılında İstanbul Tepebaşı Gazinosu'nda yapılan ve çok önemli ozanların katıldığı bir yarışmanın atışma dalında birinci seçilmistir.

    Şiirlerini çok yalın anlaşılır ve temiz bir Anadolu Türkçe'siyle yazan Ali Kızıltuğ'un "Baykuşlara Kalan Köy" ve "Sorma Efendim" adında iki kitabı yayımlanmıştır. Diğer eserlerini de kitap halinde yayınlamayı düşünen Kızıltuğ uzun kol (sap) bağlama çalmakta ve bağlamasını Sivas'ın geleneksel aşık düzeni olan hüseyni (bağlama) düzenine akort etmektedir.

    Dört çocuk babası olan Ali Kızıltuğ memuriyetten emeklidir ve halen Ankara'da oturmaktadır.


    GELELE

    Asri gurbet harap etmiş köyümü
    Bülbül gitmiş baykuş konmuş gelele
    Ben ağayım ben paşayım diyenler
    Kapıları kitlemişler gelele

    Bir ev burda bir ev karşıda kalmış
    Hele sorun bizim komşular n�olmuş
    Kırk senelik ağaç kurumuş kalmış
    Bizim ele benzemiy gız gelele

    Saz elimde şu elleri gezerdim
    Dertli idim bazı destan yazardım
    Sen Ali'ysen niye saçın ağarttın
    Kızıltuğ'a benzemiyor gelele

  6. #6
    RÜTBESİZ

    Üye No
    4
    Üyelik tarihi
    Temmuz.2012
    Mesajlar
    2.931
    İlişki Durumu: İlişkisi var
    Konular
    1303
    Teşekkür
    167
    129 mesaja 184 teşekkür aldı
    Blog Entries : 63
    Mentioned
    3 Post(s)
    Etiketler
    8 Konuda Etiketlendi
    Tecrübe Puanı : 69
    Array
    Durumu
    Offline


    Cevap: Ozanlarımız ve Hayatları

    Amasyalı Fedai BABA

    FEDAİ BABA

    1855 Yılında Amasya'nın merkeze bağlı Yassıçal köyünde doğdu. Asıl adı Hüseyin'dir. Babası Konaş oğlu İsmail anası Zehra Bacı'dır. Ailenin tek oğludur. Bu yüzden babası İsmail efendi onun okumasını ve medrese hocası olmasını istiyordu. Küçük Hüseyin'i zorda olsa babası medreseye göndermeye ikna etti ve Amasya'da Kunç Köprü başındaki Kapıağa medresesine devam etmeye başladı.

    Öğreniminin ikinci yılında bir gün hoca ders sırasında "Hazreti Muaviye Hazreti Peygamberin sır kâtibi idi ona çok itimat ederdi" deyince Hüseyin çok kızdı "Senin Muaviye'ne de sana da lanet olsun" diyerek medreseyi terk etti.

    Bu olaydan sonra kendini tümüyle tasavvuf ilmine vakıf hocalara teslim ederek bu yolda yetişmek için çaba harcadı. Bütün ömrü okumak yazmak ve seyahatle geçti. Babasının ölümünden sonra yazın çiftçilikle uğraşıp kış aylarında yine köy-kasaba dolaştı.

    1940 Yılında 85 yaşındayken vefat etti.

    Deyişlerini coşkulu akıcı bir dille söylemiş tarikatın tüm özelliklerini insan boyutları içinde sergilemiştir.

    Şiirleri Abdullah Çelebi tarafından "Amasya'lı Fedai Baba Divanı" adlı kitapta toplanmıştır (1991).

    ÖZÜMDE BULDUM

    Yeri göğü her eşyayı aradım
    Tamamı noksanı özümde buldum
    Her madeni miheng ile sınadım
    Dür ile mercanı özümde buldum

    Yedi iklim çar köşeyi hep gezdim
    Ak'ından okudum Kara'sın yazdım
    Allemel Esma'nın manasın süzdüm
    Tefsiri Kur'an-ı özümde buldum

    Bu haktan husule gelen nebatat
    Fa'il Mef'ul eş-car her ne var icat
    Kul bende-i azad cümle mahlükat
    Hükmeden sultanı özümde buldum

    Ey Fedayi can gıdası Zikrullah
    İrşad için inzal oldu Yed'ullah
    Tahkik bildim mü'min kalbi beytullah
    Halk eden rahmanı özümde buldum

    Mef'ul: Eylemler. Allemel-Esma: Allah'ın isimleri sıfatları.



    OLMAZ

    Baş koyup gözün aç gel ey didare
    Bu didarda kavga olmaz kal olmaz
    Uydur işleğini Hakk'a hoş ola
    Bala bal değmekle ağız bal olmaz

    Sarraf isen güheri bul lali bul
    Dertlilere derman veren şahı bul
    Evvel kul ol sonra sultanlığı bul
    Kul sultandan doğar sultan kul olmaz

    Bektaşi Veli'ye kılarsan niyaz
    Hatır yap görüle eyle gör rağbet
    Fedayi alemde "el" çok be gayet
    Her "el" amma nasib veren "el" olmaz

    Didar: Yüz. Güher: Kıymetli maden. Lal: Kıymetli bir taş.

  7. #7
    RÜTBESİZ

    Üye No
    4
    Üyelik tarihi
    Temmuz.2012
    Mesajlar
    2.931
    İlişki Durumu: İlişkisi var
    Konular
    1303
    Teşekkür
    167
    129 mesaja 184 teşekkür aldı
    Blog Entries : 63
    Mentioned
    3 Post(s)
    Etiketler
    8 Konuda Etiketlendi
    Tecrübe Puanı : 69
    Array
    Durumu
    Offline


    Cevap: Ozanlarımız ve Hayatları

    Amasyalı Fedai BABA

    FEDAİ BABA

    1855 Yılında Amasya'nın merkeze bağlı Yassıçal köyünde doğdu. Asıl adı Hüseyin'dir. Babası Konaş oğlu İsmail anası Zehra Bacı'dır. Ailenin tek oğludur. Bu yüzden babası İsmail efendi onun okumasını ve medrese hocası olmasını istiyordu. Küçük Hüseyin'i zorda olsa babası medreseye göndermeye ikna etti ve Amasya'da Kunç Köprü başındaki Kapıağa medresesine devam etmeye başladı.

    Öğreniminin ikinci yılında bir gün hoca ders sırasında "Hazreti Muaviye Hazreti Peygamberin sır kâtibi idi ona çok itimat ederdi" deyince Hüseyin çok kızdı "Senin Muaviye'ne de sana da lanet olsun" diyerek medreseyi terk etti.

    Bu olaydan sonra kendini tümüyle tasavvuf ilmine vakıf hocalara teslim ederek bu yolda yetişmek için çaba harcadı. Bütün ömrü okumak yazmak ve seyahatle geçti. Babasının ölümünden sonra yazın çiftçilikle uğraşıp kış aylarında yine köy-kasaba dolaştı.

    1940 Yılında 85 yaşındayken vefat etti.

    Deyişlerini coşkulu akıcı bir dille söylemiş tarikatın tüm özelliklerini insan boyutları içinde sergilemiştir.

    Şiirleri Abdullah Çelebi tarafından "Amasya'lı Fedai Baba Divanı" adlı kitapta toplanmıştır (1991).

    ÖZÜMDE BULDUM

    Yeri göğü her eşyayı aradım
    Tamamı noksanı özümde buldum
    Her madeni miheng ile sınadım
    Dür ile mercanı özümde buldum

    Yedi iklim çar köşeyi hep gezdim
    Ak'ından okudum Kara'sın yazdım
    Allemel Esma'nın manasın süzdüm
    Tefsiri Kur'an-ı özümde buldum

    Bu haktan husule gelen nebatat
    Fa'il Mef'ul eş-car her ne var icat
    Kul bende-i azad cümle mahlükat
    Hükmeden sultanı özümde buldum

    Ey Fedayi can gıdası Zikrullah
    İrşad için inzal oldu Yed'ullah
    Tahkik bildim mü'min kalbi beytullah
    Halk eden rahmanı özümde buldum

    Mef'ul: Eylemler. Allemel-Esma: Allah'ın isimleri sıfatları.



    OLMAZ

    Baş koyup gözün aç gel ey didare
    Bu didarda kavga olmaz kal olmaz
    Uydur işleğini Hakk'a hoş ola
    Bala bal değmekle ağız bal olmaz

    Sarraf isen güheri bul lali bul
    Dertlilere derman veren şahı bul
    Evvel kul ol sonra sultanlığı bul
    Kul sultandan doğar sultan kul olmaz

    Bektaşi Veli'ye kılarsan niyaz
    Hatır yap görüle eyle gör rağbet
    Fedayi alemde "el" çok be gayet
    Her "el" amma nasib veren "el" olmaz

    Didar: Yüz. Güher: Kıymetli maden. Lal: Kıymetli bir taş.

  8. #8
    RÜTBESİZ

    Üye No
    4
    Üyelik tarihi
    Temmuz.2012
    Mesajlar
    2.931
    İlişki Durumu: İlişkisi var
    Konular
    1303
    Teşekkür
    167
    129 mesaja 184 teşekkür aldı
    Blog Entries : 63
    Mentioned
    3 Post(s)
    Etiketler
    8 Konuda Etiketlendi
    Tecrübe Puanı : 69
    Array
    Durumu
    Offline


    Cevap: Ozanlarımız ve Hayatları

    Âşık AHMET ( YESARİ )


    Şarkışla'nın Hacı Himmetli Mahallesinde (şimdiki Gültekin Mah.) 1867 yılında doğmuş yine Şarkışla'da 1934-1935 yılında vefat etmiştir. Yaşamını babası Mehmet'den miras kalan fazla verimli olmayan topraklarda çift çubuğuyla rençberlik yaparak evinin yanındaki bostanında havuç yerelması vs. yetiştirip satarak o dönemde Şarkışla'nın çoğunluğu gibi yoksulluk içinde geçirmiştir. 1887 yılında Askere gitmiş dönüşte Ümüs (Ümmügülsüm) adlı bir kızla evlenmiştir. Bu evlilikten üçü kız ikisi erkek olmak üzere beş çocuğu olmuştur.

    Aşık Ahmet'in sesi de çok güzeldir o yüzden müzikli sohbetlerin vazgeçilmez konuğudur. Kendisinden önceki ozanların ve yörenin türkülerini çok güzel icra etmektedir. Kendi sözleriyle söylediği türküleri de vardır ne yazık ki o dönemde yörede fazla okur-yazar insan olmadığı için deyişleri yazılı olarak günümüze ulaşamamıştır. Bu güne kadar Aşık Ahmet'le ilgili tek araştırmayı Öğretmen Fazıl Oyat yapmıştır. O araştırma da ancak Aşığın ölümünden sonra Aşığı tanıyanlardan edinilen bilgilerden oluşmuştur ve çok kapsamlı değildir.. 1887 de İstanbul'a Bolu üzerinden yaya olarak askere giderken şu demeyi söylemiştir :

    Çıktık Bolu'nun dağına
    Baktım soluma sağıma
    Bizi çektiler dağına
    Ne hoş dağlardır bu dağlar

    Bolu Dağı sıklık orman
    Eşkiya yatağı harman
    Bu Hünkârdan bize ferman
    Ne hoş dağlardır bu dağlar

    İnil inil sular akar
    Türlü ireyhalar kokar
    Kölgeden aslanlar çıkar
    Ne hoş dağlardır bu dağlar

    Top top meşeleri bitmiş
    Dibini gölgesi tutmuş
    Yine yaz bahara yetmiş
    Ne hoş dağlardır bu dağlar



    Şarkışla'ya bağlı Döllük Köyü'nde bir düğün oluyormuş. Yanık ve şen sesiyle meclisleri donatan Aşık Ahmet'i de çağırmışlar. Orada eğlenirken Hanifi adlı birisi aşığın çarığını alıp saklamış. Aşık; çarığını Hanifi'nin aldığını anlamış ve 'çarığımı getirsin' diye haber göndermiş. Hanifi çarığı kendisinin almadığını söylemiş. Aşıkla biraz sonra karşılaşmışlar aşık 'Hanifi benim çarıkları sen aldın ver yoksa seni boyarım' demiş. Ama Hanifi ısrarla çarığı kendisinin almadığını yinelemiş. Bunun üzerine Aşık Ahmet şu demeyi (şiir) söylemiş:

    Minnetçiler gönderdik
    Holdur'un Yörüğüne
    Döllük'te mi göz diktin
    Aşığın çarığına

    Hey utanmaz kerahat
    Gel bu işten ferahat
    Sırım yemediğin gün
    Olaman mı irahat

    Pinliklerde ferikçi
    Kalelerde arıkçı
    Şu Holdur'un yörüğü
    Hanifi'dir çarıkçı.

    Hey utanmaz kerahat
    Gel bu işten ferahat
    Sırım yemediğin gün
    Edemen mi irahat.




    Boyarım: Rezil ederim (mecazi).
    Pinlik: Kümes.
    Arıkçı: Araklayıcı.

  9. #9
    RÜTBESİZ

    Üye No
    4
    Üyelik tarihi
    Temmuz.2012
    Mesajlar
    2.931
    İlişki Durumu: İlişkisi var
    Konular
    1303
    Teşekkür
    167
    129 mesaja 184 teşekkür aldı
    Blog Entries : 63
    Mentioned
    3 Post(s)
    Etiketler
    8 Konuda Etiketlendi
    Tecrübe Puanı : 69
    Array
    Durumu
    Offline


    Cevap: Ozanlarımız ve Hayatları

    Âşık AHMET ( YESARİ )


    Şarkışla'nın Hacı Himmetli Mahallesinde (şimdiki Gültekin Mah.) 1867 yılında doğmuş yine Şarkışla'da 1934-1935 yılında vefat etmiştir. Yaşamını babası Mehmet'den miras kalan fazla verimli olmayan topraklarda çift çubuğuyla rençberlik yaparak evinin yanındaki bostanında havuç yerelması vs. yetiştirip satarak o dönemde Şarkışla'nın çoğunluğu gibi yoksulluk içinde geçirmiştir. 1887 yılında Askere gitmiş dönüşte Ümüs (Ümmügülsüm) adlı bir kızla evlenmiştir. Bu evlilikten üçü kız ikisi erkek olmak üzere beş çocuğu olmuştur.

    Aşık Ahmet'in sesi de çok güzeldir o yüzden müzikli sohbetlerin vazgeçilmez konuğudur. Kendisinden önceki ozanların ve yörenin türkülerini çok güzel icra etmektedir. Kendi sözleriyle söylediği türküleri de vardır ne yazık ki o dönemde yörede fazla okur-yazar insan olmadığı için deyişleri yazılı olarak günümüze ulaşamamıştır. Bu güne kadar Aşık Ahmet'le ilgili tek araştırmayı Öğretmen Fazıl Oyat yapmıştır. O araştırma da ancak Aşığın ölümünden sonra Aşığı tanıyanlardan edinilen bilgilerden oluşmuştur ve çok kapsamlı değildir.. 1887 de İstanbul'a Bolu üzerinden yaya olarak askere giderken şu demeyi söylemiştir :

    Çıktık Bolu'nun dağına
    Baktım soluma sağıma
    Bizi çektiler dağına
    Ne hoş dağlardır bu dağlar

    Bolu Dağı sıklık orman
    Eşkiya yatağı harman
    Bu Hünkârdan bize ferman
    Ne hoş dağlardır bu dağlar

    İnil inil sular akar
    Türlü ireyhalar kokar
    Kölgeden aslanlar çıkar
    Ne hoş dağlardır bu dağlar

    Top top meşeleri bitmiş
    Dibini gölgesi tutmuş
    Yine yaz bahara yetmiş
    Ne hoş dağlardır bu dağlar



    Şarkışla'ya bağlı Döllük Köyü'nde bir düğün oluyormuş. Yanık ve şen sesiyle meclisleri donatan Aşık Ahmet'i de çağırmışlar. Orada eğlenirken Hanifi adlı birisi aşığın çarığını alıp saklamış. Aşık; çarığını Hanifi'nin aldığını anlamış ve 'çarığımı getirsin' diye haber göndermiş. Hanifi çarığı kendisinin almadığını söylemiş. Aşıkla biraz sonra karşılaşmışlar aşık 'Hanifi benim çarıkları sen aldın ver yoksa seni boyarım' demiş. Ama Hanifi ısrarla çarığı kendisinin almadığını yinelemiş. Bunun üzerine Aşık Ahmet şu demeyi (şiir) söylemiş:

    Minnetçiler gönderdik
    Holdur'un Yörüğüne
    Döllük'te mi göz diktin
    Aşığın çarığına

    Hey utanmaz kerahat
    Gel bu işten ferahat
    Sırım yemediğin gün
    Olaman mı irahat

    Pinliklerde ferikçi
    Kalelerde arıkçı
    Şu Holdur'un yörüğü
    Hanifi'dir çarıkçı.

    Hey utanmaz kerahat
    Gel bu işten ferahat
    Sırım yemediğin gün
    Edemen mi irahat.




    Boyarım: Rezil ederim (mecazi).
    Pinlik: Kümes.
    Arıkçı: Araklayıcı.

  10. #10
    RÜTBESİZ

    Üye No
    4
    Üyelik tarihi
    Temmuz.2012
    Mesajlar
    2.931
    İlişki Durumu: İlişkisi var
    Konular
    1303
    Teşekkür
    167
    129 mesaja 184 teşekkür aldı
    Blog Entries : 63
    Mentioned
    3 Post(s)
    Etiketler
    8 Konuda Etiketlendi
    Tecrübe Puanı : 69
    Array
    Durumu
    Offline


    Cevap: Ozanlarımız ve Hayatları

    Âşık BEYHANİ (İbrahim ENGİN)

    Ailesi Erzincan'ın Çayırlı ilçesine bağlı Eski Esperek (Verimli) köyündendir. Beyhani 1933 yılında bu köye çok yakın Gamga köyünde doğdu. Babası Hüseyin anası Gülizar'dır. Beyhani'nin asıl adı İbrahim'dir ve ailenin ilk çocuğudur. Ziynet Hüseyin Ahmet ve (ana ayrı) Ali Hıdır adlı dört kardeşi vardır. Anası Gülizar kendi deyişleri olan sesi güzel bir anadır. Denebilir ki Beyhani özelliğini anasından almıştır. Beyhani okumayı köylerindeki alimlerden İsmail Efendi ve Cafer Ağa'dan öğrenmiştir.

    Beyhani'nin köyüne o dönemlerde sık sık gezici ozanlar gelmektedir. Bu ozanlardan en çok Davut Sulari'ye ısınmıştır. Bir de aynı köyden olan Nişani adlı ozana yakınlaşmıştır. Beyhani'nin ilk saz ustası çok güzel kabak kemençe ve bağlama çalan amcası Rıza Efendi'dir. Sazda ustalaşmasında ise Davut Sulari'nin çok payı vardır.

    Beyhani 14 yaşında iken babası yanına iki ozan katar birlikte Suriye İran ve Irak'ı dolaşırlar. Aç susuz kalarak 9 gün yalnız hurma ile geçinirler. 2 yıl sonra döndüklerinde Beyhani gelişmiş ağırlaşmış ve iyice ustalaşmıştır. Kendisine "nedir bu durum?'' denildiğinde ise şu cevabı vermektedir: ''Aşıklık bir dad-ı haktır bakmayın gerisine''.

    1954 yılında halasının kızı Aslı ile evlendi. Bu evlilikten Kenan Selvi Nazlı ve Nazan adlı 4 çocuk sahibi oldu. 1956 yılında askere gitti. Askerlikten sonra da 1960 yılında İstanbul'a yerleşti. Beyhani bir çok kültürel etkinliğe katıldı. Sazıyla türküleriyle Hacı Bektaş Pir Sultan Abdal vb. gecelerinin aranan ozanı oldu.

    1971 yılında mafsal romatizması teşhisi ile Şişli Etfal Hastahanesine yatırıldı. Ağrılarının dinmemesi üzerine kaplıcalara gitti fakat ağrıları bir türlü dinmedi. Bu kez Amerikan Hastahanesine yatırıldı ancak kurtarılamadı. 17 Ağustos 1971' de 38 yaşında iken aramızdan ayrıldı. Mezarı Kağıthane'dedir.

    AĞLAR GÖNÜL

    Yolumuz gurbete düştü
    Hazin hazin ağlar gönül
    Araya hasretlik düştü
    Hazin hazin ağlar gönül

    Bu mudur senin eserin
    Sinemi yaktı kederin
    Ölsem de olmaz haberin
    Hazin hazin ağlar gönül

    Beyhani'yem budur halım
    Yardan ayrı düştü yolum
    Bu ayrılık bana ölüm
    Hazin hazin ağlar gönül


    ÖLDÜR BENİ

    Kirpiklerini ok eyle
    Vur sineme öldür beni
    Bıktım dünyanın kahrından
    Vur sineme öldür beni

    Yoktur dünyaya minnetim
    İndinde varsa kıymetim
    Eğer satmaksa niyetin
    Vur sineme öldür beni

    Bülbülden öğrenmiş gülü
    Garibim beklerim yolu
    İncitme Beyhani kulu
    Vur sineme öldür beni


    DOLAŞ DELİ GÖNÜL

    Beyhude süs verme kendi kendine
    Dolaş deli gönül sana da kalmaz
    Bir gün düşeceksin felek bendine
    Dolaş deli gönül sana da kalmaz


    Beyhani'yem bu dert bana firkattir
    Dünyanın dertleri benden ıraktır
    Toprak hepimize son bir duraktır
    Dolaş deli gönül sana da kalmaz

 

 

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. O ilana başvurdular hayatları karardı
    Konu Sahibi PearLy` Forum Yaşam Haberleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 27.Şubat.2013, 08:20
  2. Yıldızların Hayatları..
    Konu Sahibi PaPaTyA Forum Dini Hikayeler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 22.Şubat.2013, 16:34
  3. Burçların 2013'de Aşk Hayatları
    Konu Sahibi Ah`MineL`Aşk` Forum Astroloji ve Fal Dünyası
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 07.Ocak.2013, 23:46

Bu Konuyu Okuyan Üyeler : 0

Eylemler :  (Tarihe Bak)

Bu isimlerin listesini görüntülemek için izniniz yok.

Ziyaret Eden Üyelerin isimleri Yönetici Tarafından Kapatıldı !

Bu Konu için Etiketler

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
Yukarı Cık